Kayıtlar

istanbul etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Parıltı...

Resim
Bugün kendim için bir güzellik yaptım. Kitaplığımın çevresine sarı minik led lambalarından çevreledim. Yılbaşı köşesi gibi duruyor odamın içinde. Yılbaşı için süslenen ağaçlara da hayranımdır zaten... Yeni köşeme her baktığımda huzur veriyor bana. Bu hissi bir kez daha yaşamıştım. Ama şimdi aklıma gelince ağzımda acı bir tat oluşuyor nedense… Parıltılı şeylere karşı buruk bir aşk duyuyorum. Çocukluğuma inmeme gerek yok. Biraz geri gitsem kendi tarihimde, bulurum sebebini ama içimden gelmiyor… “Arabanın camına düşen yağmur damlalarına yansıyan araba farlarının pırıltısına bakıp da etkilenen biri daha var mıdır?” diye düşünüyorum mesela… O, yürürken ışıklarından gözümü alamadığım caddede, İstanbul’un en kalabalık yerlerinden birinde bile her geçişimde hayallere dalıyorum. Ya da Boğaziçi Köprüsü’nün ışıkları… Her gördüğümde aklıma bir şeyler geliyor. Burnuma bir koku yerleşiyor. Biraz buruk oluyorum, ama seviyorum… Belki de beklediğim, gözlerde, kalpte ve zekada göremediğim ...

Takıntı

Biri bana bunun takıntı olmadığını söylesin lütfen. Çok ihtiyacım var duymaya... Evet söylesin! Efenim benim bir maruzatım var. Şöyle ki: İstanbul “yaya” trafiğinde araba psikolojisine giriyorum. “Önüne kimse çıkmasın, acımam!” Neden bunu yapıyorum bilmiyorum ama her seferinde kendime koşmam gerekmediğini hatırlatsam da yeri gelince bir filinkiyle kapışabilecek olan hafızam bu gibi durumlarda 6 saniyede kendini yeniliyor. Beni yarı yolda bırakıp önüme ilk çıkan yayayı sağlayıp- solama üzerine komutlar vermekle işe başlıyor. Kemal Sunal’ın “Postacı” tiplemesi tadında bir insan oluyorum ve başlıyorum kocaman adımlar atmaya. Devamlı yeni hedefime ulaşıp, egale edince kendi kendime gaza geliyorum sanırım. Bu benim çıkarımım, tıp dilinde herhangi havalı bir adı var mıdır bilemedim. Sonuç: Her yere gideceğim zamandan daha çabuk varıyorum. Sollayıp önüne geçtiğim insanlara bir de dönüp “nanik” yapma derecesine gelir miyim? Henüz kestiremiyorum. Şu an için çok da tehlike arz etm...

Oynak taş hedesi!

Ben bunu bilir, bunu söylerim İstanbul'da kaldırımlar bile güvenli değil. Hele de hava yağmurluysa... Oynak kaldırım döşemesinin görüldüğü tek ülke olmanın haklı gururunu yaşayan Türkiye'de yağmurlu havada sokaklarda yürürken çocukluğuna dönüyor insan. Hugo ve Tolga Ağabey'i yad ederek yolumuza gidiyoruz. Tabi ki sağa ve sola manevralar hayat kurtarıyor. Hızlı adımlarla devamlı bir yerlere yetişmeye çalışırken, kapkaca, cepciye, sapığa, kaldırıma fırlama ihtimali yüksek arabalara dikkat etmek yetmiyor; aynı zamanda oynak taş kestiriyoruz gözümüzle. Şöyle ki: "Hımm önümdeki taşın içi su dolu olabilir, sağa bir adım, şimdi de sola..." Bu ne ya!? Hepimiz böyle yürüdüğümüzde "Mamma Mia!" müzikalinden bir sahneye dönüşebilir sokaklar. Tüm o manevraları yaparken elleri havaya açıp "It's raining man Hallelujah" dememek işten bile değil! Coşkulu kalabalığa katılmayı bir onur meselesi haline getirenler de malum sonla karşılaşır... Oynak taşa basan a...